Bir İdam Mahkûmunun Son Günü

Processed with VSCO with hb1 preset

”Bu kitap herhangi bir hakime yazılmıştır.”

Victor Hugo’nun,dönemin popüler cezası idama karşı çıkarak,fikirlerini savunarak yazdığı bu kitap kısa sayılabilecek bir kitap ama içindekilerin ”kısalığı” henüz tanımlanabilmiş değildir.

Hadi biraz düşünelim.Kim bir idam mahkumunun son gününü sayfalara döker? Ne anlatmak ister? Herkes gibi o da sadece izleyemez miydi? Tekrar dönüyorum.Neden yazdı ki bu kitabı? Hugo bunu kendi ağzından şöyle açıklıyor;

Bu kitabın kaleme alınmış nedeni iki türlü anlaşılabilir.Söz konusu olan ya bir bahtsızın son düşüncelerin karaladığı irili ufaklı bir tomar sarı kağıdın bulunup kaydedilmesi ya da bu talihsize rastlayan bir adamın,bir filozofun,bir şairin zihninde takıntı halini alan,bütün benliğine hakim olan,daha doğrusu bütün benliğine hakim olmasına izin verdiği idam düşüncesinden onu ancak bir kitaba dönüştürerek kurtulmasıdır.
Büyük meydanlarda,büyük kalabalığın meraklı gözlerle izlediği bu toplumsal olayın diğer tarafına geçerek insana aktarması,Hugo’nun en iyi yaptığı şeylerin belki de başını çekiyor.

Hugo,kitabın ilk baskılarında kendi ismine yer vermemiş,bütün düşüncelerini yazıya geçirmekte ise oldukça tereddütlüymüş.Kitabın ilk baskısından sonra çevreden nasıl bir tepki geleceğini beklemiş.Ne de olsa dönemin popüler cezasıydı idam ve kitabın amaçlarından biri de idamın kaldırılmasını savunmakmış.
Kitabın ikinci basımında,baş tarafta ”Trajedi Hakkında Bir Komedi” adı altında,yine Hugo tarafından yazılan bir piyes yayınlanıyor.Piyes metni boyunca,birazdan okuyacağınız kitabın ne kadar kötü,berbat,iğrenç ve yazarının hastalıklı bir kafa yapısının olduğu hakkında bir takım konuşmalar geçiyor ama kimse yazarın ismini dahi bilmiyor.

altıntı
Kitap okurken bizi etkileyen,kendimizi bulduğumuz cümleleri ölümsüzleştirmek için altlarını çizeriz,öyle değil mi? Hatta bir kişiyi daha iyi tanımak için okuduğu kitaplardaki altı çizili cümlelere bakın derler.Ne de doğru.Bu kitabı okurken ise her cümlesinde boş duvara bakma ihtiyacı hissettim.Sanki duvarların bana okuduklarımı tasvir edeceklerini düşündüm.Duvarlara bakmak isteme sebebim ise mahkumun idam saati yaklaşırken beklediği hücrede sanki ben vardım,sanki ben mahkumdum.O insanın ölüme giderken yaşadığı acılar,çektiği psikolojik baskıyı anbean yaşadım sanırım.Okumaya başlarken etkisinden çıkmanın bu kadar zor olacağı aklımın ucundan geçmezdi.
Şöyle ufak bir toparlamak gerekirse,duyguları okuyucuya mükemmel bir şekilde geçiren,suçu gerektiren cezanın ne olduğunu bir an bile merak ettirmeyip empati yaptıran,her cümlesinde okuyucuyu soğuk soğuk terleten bir eser.Şüphesiz Victor Hugo’nun ölmeden önce mutlaka okunması gereken eserlerinden biri.

Yazımın sonuna geldim.Kitap kısa olduğu için çok fazla alıntı yapmak istemedim.Bir çırpıda bitiyor kitap. ”Soluksuz” okumanın neredeyse tam karşılığını veriyor.Hatalarım varsa affedin.Yorumlarınız bizim için çok değerli onları da esirgemeyin.Sevin ve okuyun! Hoşçakalın.

CEVAP VER

Lütfen Yorumunuzu Yazın!
Buraya İsminizi Yazın